4 Ocak 2010 Pazartesi

körler memleketi



Çok eski çağlarda yaşayan bir kavim varmış. Bu kavim kendi yurtlarında kıtlık baş gösterdiği için yeni bir yurt edinmek istiyormuş. Bu yüzden suyu bol toprağı bereketli bir yer düşlermiş. Bu insanların kralı şöyle diyormuş:

- Biz öyle bir yer bulalım ki dünyanın en güzel yeri olsun. Hem denizi, hem ormanı, hem kanalı olsun.

Günlerce hazırlık yapmışlar. Herkes malını mülkünü toparlamış. Böylece kıtlık içindeki memleketlerinden çıkmışlar. Kafilelerle yollara düşmüşler. Az gitmişler uz gitmişler. Buldukları en güzel yerleri krallarına göstermişler. Ama boşuna… Çünkü kral hiçbir yeri beğenmemiş. Yine yollara koyulmuşlar. Başlamışlar söylenmeye.

- Bu böyle olmaz

- En güzel memleket neresidir

- Bolluk içerisindeki memleket neresidir?


- Bir bilene sormalıyız

- Böyle dolaşıp durmamalı, sorup ona göre yolculuk yapmalıyız.

Uzatmayalım, gide gide bir bilginin yanına varmışlar, durumlarını bir bir anlatmışlar.

- Ey bilgin, dünyadaki en güzel memleket neresidir? Diye sormuşlar. Bilgin hiç düşünmeden “körler memleketidir” diye cevap vermiş.

- Neresidir bu körler memleketi?

- Hep batıya gideceksiniz. Bir kıyısında yüksek tepe, bir kıyısında yedi tepe bulunur. Ortasından bir kanal akar. Bu kanal bir denizden bir denize akar demiş.

Bu sözler üzerine memleket arayan insanlar tekrar yollara düşmüş. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Bir tepenin eteğine gelmişler. Gözcüler bir tepenin zirvesine çıkmışlar, bakmışlar ki her yer cennet gibi bir kıyıda yüksek bir tepe diğer kıyıda yedi tepe arasında bir denizden başka bir denize boğaz akmakta. Gözcüler hemen koşmuşlar krallarına haber vermişler. Kral bu güzelliği görmemek için ancak kör olmak gerek. Bilginin söylediği gibi burası körler memleketi olmalı demiş. Burası İstanbul imiş.

0 yorum: