9 Ekim 2008 Perşembe

Eflatun Cem Güney : Masalların Kahramanı


"Yokuşlarda ter dökerek, inişlerde tırnak sökerek giderken önlerine öyle bir dağ dikilmiş ki, ne dolanı çıkılır, ne tırmana tırmana. Ha işte, bu dağın böğründe bir yol bir iz ararken görmüşler ki, ne görsünler, gözleri ışıl ışıl, tüyleri kolan kolan bir kurt, bir çalı dibinde inildeyip duruyor. Meğer kurdun ayağına öyle bir çakır diken saplanmış, öyle bir çakır diken saplanmış ki, nasıl deyim, kara saplı bıçak gibi, ta varıp kemiğe dayanmış...”

Az mı dinledik buna benzer masalları radyonun gözde iletişim aracı olduğu günlerde. Yazı dilinden başka bir anlatım bu; halk hikâyelerinden izler taşıyan, biraz da meddahları hatırlatan. Masallarda böyle kişisel, kendine özgü bir anlatım yolu tutturmuştur Eflatun Cem Güney.

Masallar, halk hikâyeleri söz konusu olunca Eflatun Cem ile birlikte sevda da hatırlanmalıdır. Çünkü o, bu tür halk ürünlerine gönülden bağlıdır, bunları yayına hazırlarken gerçek bir folklorcu gibi davranmakla kalmamış, aynı zamanda bir sanatçı, yaratıcı bir yazar gibi çalışmıştır. “Masallara yeni renkler, motifler katmış, yepyeni varyantlar yaratmıştır.” (1)

Dertli Kaval, Âşık Garip, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre onun kitaba geçirdiği, bize ulaştırdığı ve sevdirdiği halk hikâyelerinden bir kaçı. Bu yanıyla o, çağdaş bir halk hikâyecisidir.

Hekimhan’da, 1896’da doğan Eflatun Cem, Telgraf müdürü Ahmet Hurşit Beyin oğludur. Ölümle erken tanıştı: o, daha altı yaşında babasını, yedi yaşında annesini yitirdi. Amcası Sivas Posta Müdürü Şevket Beyin yanında büyüdü. Birinci Dünya Savaşı’nın henüz sona erdiği günlerde Sultaninin Edebiyat Bölümünü bitiren tek öğrenciydi.


DERTLİ KAVAL HİKÂYESİ

Öğrenim döneminin sonunda Konya Öksüzler Yurdunda Türkçe öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Mütareke günlerinde duygularını şiirlerle anlattı. 19 Mayıs, içindeki kurtuluş umudunu yeşertti. İlk Kuvayi Millîye Marşı’nı yazdı. Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyetinin Konya’daki çalışmalarına katıldı. Kuvayi Millîye’nin Öğüt gazetesi ile İrşat dergisinde çalıştı. Kurtuluş edebiyatımızın ilk eserini, Matem Sesleri adlı şiir kitabını yayımladı; millî bir ruhla söylenmiş şiirlerle marşlar yer alır bu kitapta.

Hamdullah Suphi’nin bakanlığı döneminde toplanan ilk Maarif Kongresine katıldı. Kayseri Sultanisi Türkçe öğretmenliği sırasında Nafi Atuf Kansu’yla birlikte Misakı Millî gazetesiniçıkardı. Ankara’da, Reşat Nuri, Ali Canip, Hasan Ali’yle birlikte Türkçe, Edebiyat kitaplarının incelenmesi çalışmalarına katıldı. Eskişehir, Sivas, Samsun, Afyon, Kütahya, İstanbul gibi Anadolu'nun birçok yöresini öğretmenlik görevi nedeniyle tanıdı. Bu yörelerde yerel sanat dergilerinin çıkmasına önayak oldu.

Oğluyla birlikte Dertli Kaval hikâyesini yazdı, ne yazık ki hikâyenin gazetelerde yayımlanacağı günlerde oğlunu yitirdi. Tarifsiz acılar yaşadı, kırk gün kırk gece kapanarak İnsan Çocuğa Ağıtlar’ı yazdı.


HER DERDE DEVA ÇİÇEKLER

“Yurdumuzun sadece insanı büyüleyen bir güzelliği değil, sır ve sihirle yoğrulmuş folklor özellikleri de vardır: Yaylaların birinde murat kapıları açılır; adaklar adanır, niyetler tutulur... ötekinde çiçekler, çiğdemler burcu burcu konuşur. Biri, “ben şu derde devayım” der; öbürü, “ben de şu hastalığa şifayım” der, der ama, gene duyan duyar, duymayan duymaz...” (2)

Güney, kendini halk edebiyatıyla ilgili çalışmalara vermiş, ozanlarımızla ilgili çalışmalarla yayın dünyasında kendine yer bulmuştur.

Halk Şiiri Antolojisi, Halk Türküleri gibi kitaplarda onun imzasını görürüz. Bir de oğluyla birlikte yazdığı Âşık Meslekî, Âşık Kâmili, Âşık Ruhsati, Erzurumlu Emrah gibi eserlerde.

Daha 1918’de Konya’da öğretmenliğe başladığı günlerde folklor araştırmalarına da başladı. Bir yandan derleme, tarama çalışmalarını yürütürken, bir yandan da topladıklarını işleme, değerlendirme çalışmalarına girişti.

Çalıştı, çabaladı, çıktığı yolda güçlüklerle karşılaşsa da yılmadı, yıllarca yürüdü. Akıp giden zamana karşı durdu bir bakıma. Zaman geçip giderken folklor değerlerimiz kaybolmasın istedi. Bir adım ötede, bunların halk ağzı ve halk zevkiyle işlenerek millî kütüphanemiz için değişmez, kılına dokunulmaz demirbaş nüshalar durumuna getirilmesini amaçladı.

Onun karınca gibi çalışarak oluşturduğu metinlerin kılına dokunulmaz demirbaş nüshalar olup olmadığı tartışılabilir; belki böyle bir amaç belirlemenin gerekli olup olmadığı da. Ancak, onun oluşturduğu eserler halk ağzından özellikler, halk zevkinden izler taşımaktadır.

Folklor ona göre şu başlıklarda toplanır: Millî destanlar, destan tipi hikâyeler, halk hikâyeleri, halk masalları, mitler ve halk efsaneleri halk fıkraları, atasözleri, türküler.


SÖZ, YAZI, GÖNÜL YAYLASI

“Bu masallar, bu hikâyeler, sözlü gelenekteki ağız tadıyla işlenerek halk klâsiklerimizin demirbaş nüshaları meydana getirilebilir... Bu destanlar, bu efsaneler, bizi kendi dar kabuğundan çıkarıp toplumun gönül yaylasına ulaştıracak yeni eserlerin yazılmasına yol açabilir... Bu güzellemeler, bu yiğitlemeler; şu manasız şiir çırpınmaları yerine, yüreklere derinlik, enginlik verecek bir şiir çağlayanı olabilir... Bu türküler, koşmalar ve bu ilâhîler, nefesler ses ve saz sanatçılarımızın dillerine tat, tellerine halavet katacak bir ezgi demeti olabilir.. Folklor edebiyatımıza, folklor müziğimize ait olan kimi eserler de, batı tekniği ile işlenerek yeni bir sanat, yeni bir edebiyat şekline can verilebilir...” (3)

O bu türlerin hepsini sever ama masallara sevdalıdır. “Ben masal analarının dizi dibinde yetiştim. Tadı damağımda kalmıştı onların masallarının. (...) sonra bu masalların birer sanat değeri olduklarına inandım. Sözlü bir gelenek hâlinde sürüp gelen bu masalları aynı anlatış tadıyla kaleme almaya çalıştım.”


KALBİN GÜLEN VE AĞLAYAN TELLERİ

Eflatun Cem Güney, geleneksel halk hikâyelerimizi ve masallarımızı derlemekle kalmadı, kendisi de masallar yazdı. Bu nedenle Masalcı Baba olarak ünlendi.“Ya şu tandır başı; ne masallar, ne masallar var orada; makas kesmedik, iğne batmadık masallar. Hele iki tekerleyip bir yuvarlamasını bilen masal ustalarından dinlenirse tadına doyum olmaz. Doğrusu, ağızlarından bal akar, dilleri de kaymak çalar balın üstüne...” (4)

Eflatun Cem Güney, şehir şehir, köy köy, dağ tepe dolaştı. Masallar dinledi, kaydetti onları, yoğurdu, özümsedi, kendi diliyle yazdı; okuyucuları, daha çok çocukları, gençleri ama her yaştan insanı buluşturdu masallarla.

Çalışmaları ilgi ve beğeniyle izlendi. Masal alanındaki çalışmaları uluslar arası bir seçici kurulca dünya çocuk ve gençlik edebiyatının en iyi örnekleri sayıldı, ona Andersen Ödülü verildi. “Hans Christian Andersen Medal Kurumu” çağdaş masal yazarları içinde, Eflatun Cem’in Açıl Sofram Açıl kitabındaki masalları, 55 milletten şeref listesine aldığı 11 eser arasında en mükemmeli kabul etti, ona Andersen Payesi Şeref Diploması ve Dünya Çocuk Edebiyatı Sertifikası verdi (1956). 1960’ta “Dede Korkut Masalları ile aynı ödül bir kez daha verildi Güney’e.


İNSAN RUHUNDA GEZİ

Eflatun Cem Güney’e göre, halk ruhunun vatanı olan masallarda halk kendini, kendi dilini, kendi kalbini, kalbinin gülen ve ağlayan tellerini bulur: “Bilindiği gibi masallar, halkın hayal gücüyle yarattığı verimlerdir. Fakat bunlar sadece birer kuru hayal değildir: gerçeğin de büyük payı vardır. Halk hikâyelerinde gerçek ön plânda, hayal arka plânda gelir. Bu gerçekler düpedüz değil de masal motifleriyle anlatılır. Bu bakımdan kendi toplumumuzun yaşantılarını da bize öğretir. Hele insanı insana tanıtıcı yönü daha kuvvetlidir. Gerçekten masallar insan ruhlarında yapılmış gezilerdir. Halk ruhunun vatanı olan bu eserlerde halk kendini, kendi dilini, kendi kalbini, kendi kalbinin gülen ve ağlayan tellerini buluyor.”

Gözlerini yitirdi, genel olarak sağlığı bozuldu. Ama boş durmadı. Masallar üzerinde yoğunlaştı. Derlediği masalları titizlikle değerlendirdi. Masalları halkın ağzından çıktığı şekilde değil, kendine özgü bir üslûpla anlatmayı tercih etti. 30’u masal olmak üzere 62 kitabı yayımlandı.

“Keloğlan, Peri kızı, Devanası, Yedi Köyün Yüzkarası, İddi ile Bidı, Hılı ile dılı, Kara Ese, Sarı Köse... Bu masal kahramanlarının hamuru, mayası bir ama, huyu, suyu bir değil; akı da var, karası da... Akyürekliler arasında, gönül alıp kâbe yapanlar mı dersin, hakka hakikate tapanlar mı... On parmağını kandil edip yakanlar mı dersin, on parmağında on hüner olanlar mı... (...) Karayürekliler arasında da, kendilerini dev aynasında görenler de vardır, burnu Kaf dağında gezenler de. (...) Saman altından su yürütenler de vardır, ipe un serenler de... Görülüyor ki içlerinde beğenilen, örnek edilmesi değenler de bulunuyor, beğenilmeyen, şerrinden kaçılması gerekenler de... İşte masalların da asıl eğitim değeri burada...” (5)


GÖZLERİMİN SON ÇIRASI

1972’de, ölümüne 9 kala jübilesi yapıldığı gün, “Karlı dağın başına bir güneş çaldı.” der. Oysa, gözlerini kaybettiğinden dağı, karı, güneşi görmesi mümkün değildir. Alçak gönüllü, ince ruhlu bir sanatçı olan Cem, gönül gözüyle görür, yaren diliyle konuşur. Gözlerinin görmeyişine üzülmekle birlikte, son yazdığı kitabı için benzetmesi ilginçtir: “Gözlerimin son çırası.”

Çocuk edebiyatımızın verimli bir yazarı olan Eflatun Cem Güney, birçok masalımızın günümüz Türkçesiyle gün ışığına çıkarılmasında büyük çaba gösterdi. Halk Şiiri Antolojisi, Dertli Kaval , En Güzel Türk Masalları, Halk Türküleri, Bir Varmış Bir Yokmuş, Nasrettin Hoca Fıkraları, Evvel Zaman İçinde, Dede Korkut Masalları, Gökten Üç Elma Düştü, Az Gittim Uz Gittim, Folklor ve Eğitim, Folklor ve Halk Edebiyatı onun bize armağanı kitaplardan bazıları.

Yıllar tüketmedi, şu kalem tüketti beni. Söyleyecek yeni bir şeyim kalmadı, yazacak, söyleyecek şeyi olanlara bizden selâm olsun.” diyen Eflatun Cem Güney aldı başını gitti 1981 yılı Ocak ayının ilk günlerinde.

Biraz Köroğlu’nun Bolu Beyi’ne seslenişindeki yiğitlik; “Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne.” der gibi. Biraz da, durumunu tevekkülle kabullenme, baş kaldırmak bir yana, giderken kalanlara gönülden bir selâm verme.

Bu selâm , “yazacak, söyleyecek sözü olanlara.” Yunus, Mevlânâ, Hacı Bayram-ı Veli, Kaygusuz Abdal, Akşemseddin gibi...


Fuat OVAT

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı


KAYNAKLAR

1) Konur Ertop, “Eflatun Cem Güney Çağdaş Bir Halk Hikâyecisiydi”, Sanat Dergisi, 15 Ocak 1981.

2) Eflatun Cem Güney, Folklor ve Eğitim, s 2, Talim ve Terbiye Dairesi Yayınları, Türk Millî Eğitim Teorisi Geliştirme Araştırmaları Serisi, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1966.

3) Güney, age., s 24-25.

4) Güney, age., s 3.

5) Güney, age., s 10.

0 yorum: