4 Ocak 2010 Pazartesi

AYŞECİK’İN KÜÇÜK KUŞU


Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde bir baba ile bir kızı varmış. Baba bu kızı evde yalnız başına bırakır uzak ülkelere ticaret yapmaya gidermiş. Baba gidince bu kız yalnız kalırmış. Bu kızın hiç arkadaşı falan yokmuş. Odasında oturur, camdan dışarı bakarmış. Günlerden bir gün babasını yolcu etmiş, yine camın önünde oturuyormuş. Ağlamaklı bir sesle “babacığım sen gelene kadar yalnız başıma ne yapacağım babacığım!” diyormuş kendi kendine. Gözleri dolu dolu olmuş. Öylece cama baka kalmış. Derken bir sesle irkilmiş. O da ne! Camın önüne küçücük bir kuş konmuş ” Niye ağlıyorsun Ayşecik?” diye sormuş. Kızın hayret içinde gözleri iri iri açılmış.”Baba uzak ülkelere gitti beni de yalnız bıraktı “ demiş. Kuşta sen ağlama ben sana arkadaşlık ederim demiş. Kız buna çok sevinmiş. Gerçekten bana arkadaş olur musun? demiş. Kuş “tabi olurum” demiş. “Her gün bu camın önüne gelir, sana başımdan geçenleri anlatırım” demiş. Ayşecikle anlaşmışlar. Kuş her gün gelmiş camın önüne. Ayşecik kuşu sevinçle karşılarmış.


Kuş anlatmaya başlamış. “Bir gün yem aramaya çıkmıştım bir inci tanesi buldum. Onu alıp kuyumcuya götürdüm. Kuyumcu bana çok para verdi Fakir bir anneyle 3 çocuk vardı. Bu parayı onlara götürdüm. Çok sevindiler. Küçük kız bana bir avuç darı verdi. Ben de buna sevindim. Darıları yedim. Küçük kız beni avucuna aldı. “Bak” dedi “ben rüyamda peri padişahının oğlunu gördüm. Ona âşık oldum ama nerde olduğunu bilmiyorum. Bana onun nerde olduğunu bulur musun?” Ben de ona “bulurum” dedim. Aslında peri padişahının oğlu da bu kızı rüyasında görmüş âşık olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş o da kızı bulmak istiyordu. Ben de bunu biliyordum. Onun için kıza “bulurum” dedim ve peri padişahının ülkesine gittim. Oğlan perişan bir şekilde sarayın bahçesinde dolaşıyordu. Omzuna kondum. “Senin derdinin çaresini biliyorum” dedim. “Senin âşık olduğun kız seni rüyasında görmüş o da seni bulmak istiyor” dedim. Bunu duyan genç prens hayretle gözlerini açtı, “beni ona götür” dedi. Atına atlayıp beni takip etmeye başladı. Gece gündüz dere tepe aşarak kızın ülkesine geldik. Prens çok sevinçliydi kızın evinin kapısına kadar gittik. Kız da elinde bakraçla çeşmeye gidiyordu. Kıza seslendim. “Bak peri padişahının oğlunu sana getirdim” dedim. Erkek attan indi. “Ben aylardır yıllardır seni arıyorum” dedi. Kız da “ben de seni bekliyordum” dedi. Erkek ile kız ata atladılar. Çıkıp gittiler. Sonra padişahın adamları gelip kızın annesini kardeşlerini padişahın sarayına götürdüler. Mutlu mesut yaşadılar.


“E e e Ayşecik akşam oldu. Ben yuvama döneyim yarın yine gelirim. Sana anlatacak çok hikâyem var. Göreceksin bak, babanın günleri nasıl geçti anlamayacaksın” demiş kuş ve böyle devam etmişler. Ayşecik her gün kuşu beklemiş. Kuş her gün ona bir şeyler anlatmış. Günlerin nasıl geçtiğini anlayamamış. Bir de bakmış ki günün birinde babası gelivermiş. Ayşecik’in mutlu olduğunu gören babası da çok sevinmiş. Babası da kızı da çok mutlu olmuşlar.


0 yorum: