kibritçi kız masalı- video

Author: pessoa / Labels: ,

körler memleketi

Author: pessoa / Labels: ,



Çok eski çağlarda yaşayan bir kavim varmış. Bu kavim kendi yurtlarında kıtlık baş gösterdiği için yeni bir yurt edinmek istiyormuş. Bu yüzden suyu bol toprağı bereketli bir yer düşlermiş. Bu insanların kralı şöyle diyormuş:

- Biz öyle bir yer bulalım ki dünyanın en güzel yeri olsun. Hem denizi, hem ormanı, hem kanalı olsun.

Günlerce hazırlık yapmışlar. Herkes malını mülkünü toparlamış. Böylece kıtlık içindeki memleketlerinden çıkmışlar. Kafilelerle yollara düşmüşler. Az gitmişler uz gitmişler. Buldukları en güzel yerleri krallarına göstermişler. Ama boşuna… Çünkü kral hiçbir yeri beğenmemiş. Yine yollara koyulmuşlar. Başlamışlar söylenmeye.

- Bu böyle olmaz

- En güzel memleket neresidir

- Bolluk içerisindeki memleket neresidir?

AYŞECİK’İN KÜÇÜK KUŞU

Author: pessoa / Labels: ,


Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde bir baba ile bir kızı varmış. Baba bu kızı evde yalnız başına bırakır uzak ülkelere ticaret yapmaya gidermiş. Baba gidince bu kız yalnız kalırmış. Bu kızın hiç arkadaşı falan yokmuş. Odasında oturur, camdan dışarı bakarmış. Günlerden bir gün babasını yolcu etmiş, yine camın önünde oturuyormuş. Ağlamaklı bir sesle “babacığım sen gelene kadar yalnız başıma ne yapacağım babacığım!” diyormuş kendi kendine. Gözleri dolu dolu olmuş. Öylece cama baka kalmış. Derken bir sesle irkilmiş. O da ne! Camın önüne küçücük bir kuş konmuş ” Niye ağlıyorsun Ayşecik?” diye sormuş. Kızın hayret içinde gözleri iri iri açılmış.”Baba uzak ülkelere gitti beni de yalnız bıraktı “ demiş. Kuşta sen ağlama ben sana arkadaşlık ederim demiş. Kız buna çok sevinmiş. Gerçekten bana arkadaş olur musun? demiş. Kuş “tabi olurum” demiş. “Her gün bu camın önüne gelir, sana başımdan geçenleri anlatırım” demiş. Ayşecikle anlaşmışlar. Kuş her gün gelmiş camın önüne. Ayşecik kuşu sevinçle karşılarmış.


Kuş anlatmaya başlamış. “Bir gün yem aramaya çıkmıştım bir inci tanesi buldum. Onu alıp kuyumcuya götürdüm. Kuyumcu bana çok para verdi Fakir bir anneyle 3 çocuk vardı. Bu parayı onlara götürdüm. Çok sevindiler. Küçük kız bana bir avuç darı verdi. Ben de buna sevindim. Darıları yedim. Küçük kız beni avucuna aldı. “Bak” dedi “ben rüyamda peri padişahının oğlunu gördüm. Ona âşık oldum ama nerde olduğunu bilmiyorum. Bana onun nerde olduğunu bulur musun?” Ben de ona “bulurum” dedim. Aslında peri padişahının oğlu da bu kızı rüyasında görmüş âşık olmuş. Yemeden içmeden kesilmiş o da kızı bulmak istiyordu. Ben de bunu biliyordum. Onun için kıza “bulurum” dedim ve peri padişahının ülkesine gittim. Oğlan perişan bir şekilde sarayın bahçesinde dolaşıyordu. Omzuna kondum. “Senin derdinin çaresini biliyorum” dedim. “Senin âşık olduğun kız seni rüyasında görmüş o da seni bulmak istiyor” dedim. Bunu duyan genç prens hayretle gözlerini açtı, “beni ona götür” dedi. Atına atlayıp beni takip etmeye başladı. Gece gündüz dere tepe aşarak kızın ülkesine geldik. Prens çok sevinçliydi kızın evinin kapısına kadar gittik. Kız da elinde bakraçla çeşmeye gidiyordu. Kıza seslendim. “Bak peri padişahının oğlunu sana getirdim” dedim. Erkek attan indi. “Ben aylardır yıllardır seni arıyorum” dedi. Kız da “ben de seni bekliyordum” dedi. Erkek ile kız ata atladılar. Çıkıp gittiler. Sonra padişahın adamları gelip kızın annesini kardeşlerini padişahın sarayına götürdüler. Mutlu mesut yaşadılar.


“E e e Ayşecik akşam oldu. Ben yuvama döneyim yarın yine gelirim. Sana anlatacak çok hikâyem var. Göreceksin bak, babanın günleri nasıl geçti anlamayacaksın” demiş kuş ve böyle devam etmişler. Ayşecik her gün kuşu beklemiş. Kuş her gün ona bir şeyler anlatmış. Günlerin nasıl geçtiğini anlayamamış. Bir de bakmış ki günün birinde babası gelivermiş. Ayşecik’in mutlu olduğunu gören babası da çok sevinmiş. Babası da kızı da çok mutlu olmuşlar.


Doğuzlan baci (Bir Erzurum Masalı)

Author: pessoa / Labels:

Upuzun kış geceleri boyunca halk umumiyetle ev gezmelerine gider. Bu ziyaretlerde bir çok eğlencenin yanı sıra masal da anlatılır. İyi bir anlatıcının ağzından dinlenince tadına doyum olmayan hikâyeleri yalnız küçükler değil, büyükler de can kulağıyla dinlerler. Böyle nezih bir aile toplantısında semaver kurulup çay demlenince gayet güzel(hekat) anlatan birisine rica yağmaya başlar:

−Ağabey hele iyi bir hekat söyle de dinliyek.

−Emii,emi ne olursan bitene annat.

−Eeeee uşah siz de goymirsiz ki ağız dadıynan bir bardah çay içah.

Yalvarmalar yakarmalar biraz daha artar. Aslında bunlara hiç lüzum yoktur. O nasıl olsa anlatacaktır. Ama biraz nazlanmak, hem anlatanın hem de anlatılan masalın kıymetini arttırdığı için her zaman başvurulan bir yoldur.

−Bülmiremki ne annadim ,hepsini bülirsiz −Vallah yoh annat da ne annadırsan annat.

−Ama bah ben annadan da şamata (1)etmek ,hekata garışmah yoh,tamam mi?

Herkes şartlara uymayı kabul eder.

−Gız Anşa hele emin arhasına bi yastıh daha goy.Rahat rahat annadsın.

−Agabey di hadi herkes seni beklir.

Cigarasını sarar,sarı kehribar başlı yasemen ağızlığına takarve sigarasını yakar.Bir iki öksürür anlatmaya başlar.

−”Bir varmış,bir yoğumuş “ der demez hep bir ağızdan “Hoş geldin” denir,hekatçı da “hoş bulduh “ der ve devam eder:

−Bir melmeketin birinde bir Doğuzlan(3) baci varmiş. Bi gün yolda giderken çift süren bir çifciye raslamış. Çifci : −Doğuzlan baci nereye gidirsen ? demiş.

−Vay seni doğura doğura duvara yapışasan.Hele bah ki ben Doğuzlan miyam?

−Ya nesen?

−Erincekli Eze hanım ,Bürüncekli Büze hanım,al vallaki küçük hanım nere gidirsen?

−Gendime goca bulmiya.

−Beni alirmisan?

−Alıram, alıram amma dögende nerenlen dögersen?

−Anbu elimdeki sabannan.

−Vay gemiklerim ,of dalım.Hadi ordan ben seni almiram,demişve oradan uzaklaşmış.Getmiş getmiş davarlarıni otlatan bir çobana raslamış.Çoban Doğuzlan Baci’yi görürgörmez:

−Ooooo…..Doğuzlan Baci beleh yelyepenek (5) nere gidirsen ?

−Seni doğura doğura duvara yapışasan, hele bah ki ben Doğuzlanmiyam?

−Ya nesen ?

−Erincekli Eze hanım ,Bürüncekli Büze hanım,al vallaki küçük hanım.

−Erincekli Eze hanım ,Bürüncekli Büze hanım,al vallaki küçük hanım nere gidirsen?

−Gendime goca bulmiya.

−Beni alirmisan?

−Alıram, alıram amma dögende nerenlen dögersen?

−Bah bu elimdeki degeneginen.(7)

−Of of belim gırildi,vay gaburgalarim ,ben seni heç alırmiyam,demiş.Oradan da gitmiş.Çoban da arhasından bahıp gülirmiş.Bir kırtik(8) yer getmiş,bir sıçana raslamış.Sıçan :

−Doğuzlan Baci nere gidirsen?

−Vay seni doğura doğura duvara yapışasan.Hele bah ki ben Doğuzlan miyam?

−Yah nesen?

−Erincekli Eze hanım ,Bürüncekli Büze hanım,al vallaki küçük hanım nere gidirsen?

−Gızma baci eleh olsun nere gidirsen?

−Gendime goca bulmiya.

−Beni alir misan?

−Alıram, alıram amma dögende nerenlen dögersen?

−Bah bu guyruğumnan.

−Ey eleyse, hade evlenah.

Beraber çıhmış getmişler. Dügün dernek gurmuşlar, evlenmişler.

Hekatın burasında anlatan susar. Herkes heyecanla neticeyi bekler. Anlatan :

−Bu bele getmez.Heleh bene köpigi bol bi gehve bişirin bahim.Ev sahibi:

−Gız gözün kor ola,daha durirsan?Kız apar topar koşar.Kahveyi pişirip hemen getirir.Bu arada diğer misafirlere çerez,meyve ikram edilir.Anlatan kahvesini bitirdikten sonra devam eder:

−Derken aradan zaman geçer, bunlar bir gün çamaşır yıhamaya giderler.

O civarda da bir bey gonağında dügün vardır. Bir ara sıçan Doğuzlan Baci’ye döner:

−Sen burada çamaşırları yeha, ben gidim dügün evinden birez pahlava ,börek getirim.Der ve gider.Doğuzlan Baci da çamaşırlari yıharken oradan geçen kervan develerinden birinin ayah çuğuruna düşer.Ne mümkün çıhamaz.O sırada da dügün evine bir atlı gafilesi gelirmiş.Doğuzlan Baci çuhurdan onlari görür ve bağırmaya başlar:

−Ey atlılar atlılar

Şalvari mor atlilar

Gidesiz toy (10) evine

Diyesiz Samur bege

Boyu uzun Boylan hatun

Saçi uzun Mercan hatun

Can hatun,Canan hatun

Deve izi derin göle düşmüş çıhamir.

Atlılar etraflarina baharlar. Heş kimseyi göremezler,yola düşer dügün evine gelirler.Bir iki hoşbeşten sonra yolda duyduhlarıni annadırlar. Sıçan da arısdah da (11) pahlavaları yerken gonuşulanlari duyar. Hama (12) oradan bir dilim börek alır,goşmiya başlar.Doğuzlan Bci’nin yanına gelir.Amma aradan epey bir vahıt geçmişdir.Doğuzlan Baci ‘ya elini uzadır.

−Elin ver beserek.

−Hadi köpek ben senden küserek.

−Elin ver beserek.

−Hadi köpek ben senden küserek

Sıçanın canı sıhılır.Bir iki sefer daha yalvarır.Bahar ki Doğuzlan Baci elini uzatmir.Başlar çuğurda tepinmeye:

−Küserek küserek,teperege teperek,ezerege ezerek der ve bir eyce çuhuri çamurunan doldurur.Tepi Doğuzlan Baci geberir gider,sıçan da ondan gurtulur gurtulmaz goşa goşa dügün evine gider.Hekat da burada biter.

−Ağzan sağlıh agabeyi ne bi güzel hekat annaddın.

−Emi bah bi dahaki sefere daha uzun olsun.

−Dihadi uşah vahıt da epey gec olmuş, toplanın gidah.

Böylece toplantı sona erer. Herkes çekilip evlerine gider. Çocuklar bir dahaki hikâyenin heyecanıyla tatlı bir uykuya dalarlar.

Ben de çoğu kereler duyduğum bu tatlı heyecanlı anları özlemle hala anarım.

İhsan Coşkun ATILCAN

Erzurum Ağzı, Halk Deyimleri ve Folklor Sözlüğü

hacivat- karagöz "kanlı kavak"

Author: pessoa / Labels: ,


BİRİNCİ TASVİR


- Hacivad yalnız –


Gazel



Hacivad __ Her güzel böyle nazlı mı olur

Cilveli ela gözlimi olur .. İla nihayet


Of hay hak…Mesiretgahı ehli aşka sinem gibi bağ olmaz..Böyledir ehli alim her dem bakan çeşmi binaya yasağ olmaz..Gelivirse pus-i perdeden Civat bendeniz.. Her nekadar suç-i lisan ider isek afv ider efendilerimiz.. Perdemi zan itme bezden.. Hisse alın siz bu sözden.. Perde-i kâldır gözden kemalandır perdemiz.. Perde kurdum şem’a yakdım gösterem zill ü hayal.. Ehl-i hal olan anlar bu zıllı olmayana bilmek muhal.. Şeyh Şüşteri pirimiz eylemiş böyle hayal.. Ehli irfana daim şu’lelenür perdemiz.. Huzur-i hazıran.. Cemiyet-i irfan.. Vakt-i sefayi merdan .. Hınzırdır laindir.. Kafirdir.. Şeytan.. Şeytanın dinsizliğine.. Rahmanın birliğine.. Şevketlü.. Kudretlü.. Mürüvetlü.. Padişah-ı alem penah efendimizin meserretle eyyam-ı devletlerine ve bağhusus bizleri temaşa iden ahbabın sefayap olmasına.. Dimemiz o dimek değil efendim.. Ben bendenize ben duacınıza ben hake ben hâk setraye bir yar kafadar olsa gelivirse şu çehar köşe-i meydane.. O söylese ben dinlesem haddim olmayarak bendeniz söylesem herkes sefayab olsa diyelim iş ne işmiş mevlam onara


Hay bana bir eğlence yar……Yay yar bana bir eğlence vay…….Abenim ruy-ı mahım…..Bilmem nedir senin yanında benim günahım yar bana bir eğlence hey bana bir eğlence..


"devamı var"

eski türk yaradılış destanı

Author: pessoa / Labels:


Yer gök hiç bir şey yokken dünya uçsuz bucaksız sulardan ibaretti. Tanrı Ülgen bu uçsuz bucaksız dünyada durmadan uçuyordu. Göklerden gelen bir ses Tanrı Ülgen'e denizden çıkan taşı tutmasını söyledi. Göğün emri ile oturacak yer bulan Tanrı Ülgen artık yaratma zamanı geldi diye düşünerek şöyle dedi :


Bir dünya istiyorum, bir soyla yaratayım


Bu dünya nasıl olsun, ne boyla yaratayım


Bunun çaresi nedir, ne yolla yaratayımş


Su içinde yaşayan Ak Ana,su yüzünde göründü ve Tanrı Ülgen'e şöyle dedi :


Yaratmak istiyorsan Ülgen, Yaratıcı olarak şu kutsal sözü öğren :


De ki hep," yaptım oldu " başka bir şey söyleme.


Hele yaratır iken,"yaptım olmadı" deme.


Ak Ana bunları söyledi ve kayboldu. Tanrı Ülgen'in kulağından bu buyruk hiç gitmedi . insana da bu öğüdü iletmekten bıkmadı : " Dinleyin ey insanlar, varı yok demeyin. Varlığa yok deyip de, yok olup da gitmeyiniz." Tanrı Ülgen yere bakarak : " Yaratılsın yer!" Göğe bakarak "Yaratılsın Gök!" Bu buyruklar verilince yer ve gök yaratılmış. Tanrı Ülgen çok büyük üç balık yaratmış ve dünya bu balıkların üzerine konmuş. Böylece dünya gezer olmamış bir yerde sabit olmuş.Tanrı Ülgen balıkların kımıldadıklarında dünyaya su kaplamasın diye Mandı şire'ye balıkları denetleme görevi vermiş. Tanrı Ülgen, dünyayı yarattıktan sonra tepesi aya güneşe değen etekleri dünyaya değmeğen büyük Altın Dağın başına geçip oturmuş.Dünya altı günde yaratılmışdı, yedinci günde ise Tanrı Ülgen uyumuş kalmışdı. Uyandığında neler yarattım diye baktı: Ayla güneşden başka fazladan dokuz dünya birer cehennem ile bir de yer yaratmıştı. Günlerden bir gün Tanrı Ülgen denizde yüzen bir toprak parçacığı üzerinde bir parça kil gördü" insanoğlu bu olsun, insana olsun baba." dedi ve toprak üstündeki kil birden insan oldu. Tanrı Ülgen bu ilk insana "Erlik" adını verdi ve onu kardeşi kabul etti. Ancak Erlik'in yüreği kıskançlık ve hırsla doluydu. Tanrı Ülgen gibi güçlü ve yaratıcı olmadığı için öfkelendi.


Tanrı Ülgen, kemikleri kamıştan, etleri topraktan yedi insan yarattı. Erlik'in yarattığı dünyaya zarar vereceğini düşünerek insanı korumak üzere Mandışire adlı bir kahraman yarattıktan sonra yedi insanın kulaklarından üfleyerek can, burunlarından üfleyerek başlarına akıl verdi. Tanrı Ülgen insanları idare etmek üzere May-Tere'yi yarattı ve onu insanoğlunun başına han yaptı. Yakut'lardan (Saka) derlenen yaradılış efsaneleri de Altay yaradılış destanının yakın varyantı niteliğindedir. XIX. yüzyıl’da derlenen bu efsanelerin çeşitli din ve kültürlerin etkilerini taşıdıkları düşünülmektedir.


kaynak: prof. dr. umay günay

Popüler Yayınlar

Dost Sayfalar